KİTAPTAN BÖLÜMLER

Tutku, Hırs, Tutkularının Esiri

Tutkulu insanı, hırslı bir insandan veya tutkularının esiri olan birinden ayırt eden şey nedir? 

Tutku, sevgi ve aşk gibi yoğun istek duyguları kaynaklı, tek kişilik bir yolculuğun ateşleyici gücüdür. 

“Hırs”ın ise temelinde sonu gelmez, dizginlenemeyen duygular vardır. Tutku esinlenmeyi ve yaratım sürecini ifade ederken hırs bunun ötesinde, diğer insanların önüne geçme duygusudur. Rekabeti ve “en” pekiştirme sözcüğü ile kuvvetlendirilmeyi anlatır. 

Tutku, arzulanan noktaya ulaşmak için bireysel gayret ve elinden gelenin en iyisini ortaya koyma çabasını gerektirirken, hırsta gayret yerine “mücadele” kelimesi daha uygun olacaktır. Çünkü hırsta, birileri veya bir şeylere karşı mücadele verip üstün gelme kaygısı, elinden gelenin en iyisini ortaya koyma çabasına galip gelir. 

Hırs da tıpkı “tutku” gibi, hedefe ulaşmayı kolaylaştıran bir motivasyon aracıdır. Ancak temelinde “üstün olma kaygısı” olması nedeniyle, bir dizi sorunu da beraberinde getirir. 

Tutkularının esiri olan bir insan kendi ateşinde yanan, sevdiklerini de hiç düşünmeden bu ateşin içine çekebilen insandır. Bu yönüyle hırstan ayırt edici belirgin bir farkı yoktur. 

Herman Melville’in unutulmaz eseri Mobydick’in baş karakteri Kaptan Ahab, tutkularının esiri olan bir insanı betimleyen en güzel örneklerden biridir. Kaptan Ahab’ın, kör bir saplantı hâline getirdiği bir tutkusu vardır. Bu da dev beyaz balina Mobydick’i yakalayarak o güne kadar kimsenin yapamadığı bir şeyi başarmak ve yıllar önce gerçekleşen bir olayın intikamını almaktır. Tutkusunun esiri olan Kaptan Ahab, kendisi ve adamlarının hayatını tehlikeye atmayı göze alacaktır.

Kaptan Ahab karakterinin esin kaynağı ise tutkularının esiri olarak halkını felaketlere sürükleyen Tevrat ve İncil’deki Kral Ahab’dır ki, halkının kaderini, kör bir tutkuyla âşık olduğu kötü kalpli karısı Jesebell’in ellerine bırakmıştır. 

Görünen o ki tutku bir amaca güçlü bir anlam katabilir veya her büyük güçte olduğu gibi esaret ve hırsa dönüşmesi durumunda tüm anlamları işlevsiz hâle de getirebilir.

Tutkular… Tutkunlar

“Tutku,”, “Uzun süreli, kalıcı ve güçlü eğilim” demektir. Her büyük güç gibi, tutku da kullanım şekli doğrultusunda olumlu, olumsuz, yıkıcı, yapıcı ve yaratıcı etki ve sonuçlar doğurabilir

Hepimizin istedikleri, ihtiyaçlarımıza göre zaman içinde değişse de içimizde bir yerlerde değişmeyen tek şey tutkularımızdır. Bir insan, yaşam şeklini, yaşadığı yeri, mesleğini, tüm çevresini hatta yüzünün şeklini bile değiştirebilir. Ancak tutkularını kolay kolay değiştiremez. Tutkuyla yoğrulmuş anlamlı bir amacın peşinden giden insan, motivasyon sorunu yaşamayacağı gibi ulaştığı her basamakta kendisini daha iyi hissedecektir. 

Tutkularını devre dışı bırakıp, gerçekte istemedikleri hedefler belirleyenlerin, kendilerini hayatta başarılı görme şansı uzun vadede daha zayıftır. Başka insanların sizi başarılı görmesi ayrı bir şey, sizin kendinizi başarılı görmeniz ve tatmin duygusunu yaşamanız ise bambaşka bir şeydir. İşinizde zirveye çıkmanıza rağmen, içinizde bir şeylerin eksik olduğunu hissediyorsanız sorgulamanız gereken konu bu olabilir mi? Acaba yaptığınız iş, sizi tatmin etmiyor mu? 

Ya da zirvede olmak sizin için bir tutku da olmayabilir. Dağın zirvesi yerine eteklerinde daha sakin ve konforlu bir hayatı arzulamak da çok güzel bir tutkudur. Zirvede olmak bir tutku olmayabilir her insan için ancak tutkunun zirvede olduğu bir şeyler de mutlaka vardır. 

Eski zamanlarda bir bilge varmış. Bir gün bir adam gelmiş ve öğrencisi olmak istediğini söylemiş. Bilge, adamın kalbine baktığında hiçbir sevgi kıvılcımı görememiş. “Sen hayatın boyunca hiç bir şeyi sevmedin mi?” deyip adamı geri göndermiş. Günler sonra aynı adam tekrar gelmiş ve “Ben küçükken, bizim şirin bir kuzumuz vardı. Onu çok severdim” Bilge, adamın kalbinde o sevginin küllenmiş ateşini görmüş ve “Şimdi oldu, bizim işimiz o sevgiyi büyütmek ve içine tüm evreni sığdırmak” demiş.

Zaman içinde tutkularımızın değiştiğini düşünebiliriz. Ancak tutkularımızın bize hissettirdikleri değişmez. Onların temelinde yatan, temel elementlerimiz diyebileceğimiz mizacımız ve doğamız da kolay kolay değişmez.

YA SİZİN ÖZÜNÜZ?

 

Her insanın kendine özel doğası, değerleri ve tutkuları vardır. Bunlar o insanın yaşam tarzı ve kalitesini belirleyen ruhunun derinliklerindeki “öz”dür. Tıpkı dünyamızın kalbi ve belirli bir denge içerisinde hareket hâlinde olan “yer çekirdeği” gibi. Onun dönüş hızı ve ateşinin sıcaklığı, dünyamızın kendi ekseni etrafındaki hareketini, güneşin çevresindeki dönüş hızını ve üzerinde milyonlarca yıldır devam etmekte olan yaşamın şeklini belirler. 

Özünden gelen enerjiyle kendi içindeki kusursuz dengesini sağlamış olan mavi gezegenimiz, içinde bulunduğu toplulukla yani güneş sistemindeki diğer gezegenlerle de uyum içinde varlığını devam ettirmektedir. Evet, kendi toplumunun her bir bireyine aynı mesafede değildir dünyamız. Kimiyle daha yakındır, kimini ise çok uzaklardan selamlayıp geçer. Ancak yine de birbirlerine gereken saygı ve hassasiyeti gösterirler. 

Dünyamız, kendisinin yöneticisi Güneş, kendisine bağlı hareket eden Ay ve komşu gezegenlerle karşılıklı anlayış içerisindedir. Onlar, birbirlerinin karakterlerini ve üzerlerindeki karşılıklı etkilerini kabul edip bir ahenk yakalamışlardır. Örneğin; Ay, belirli dönemlerde Dünya’da gelgit olaylarına neden olur. Dünyamız sorun eder gibi görünmez aksine kabulleniş içindedir. Veya Dünyamız nedensiz ve zamansız yere yöneticisi Güneş’teki patlamalarla oluşan manyetik dalgalanmaların etkisi altına girer. Ama yine de işini uyum içinde yapmaya devam eder. Tüm gezegenlerin ters istikametinde dönen Venüs bile toplum içinde bir yer edinip herkes tarafından bu şekilde kabul görmüş durumdadır. Öyle ki dünyadan bakınca en güzel görünen odur. Elbette bu uyumu yakalayamayan gök cisimleri de olmuştur ancak onlar varlıklarını uzun süre devam ettirememiştir. Ve şu anda birer asteroid kuşağı hâlindedirler. 

Peki, biz kendi çekirdeğimiz yani değerlerimiz ile ne kadar uyum içinde yaşıyoruz? Çekirdeğimizden gelen o ateş, kendi doğamız ve tutkularımız bizi ne kadar harekete geçirebiliyor? İçinde varlığını sürdürdüğümüz dünya ve toplumla ne kadar denge içindeyiz?

Yaşam Nehrinin Güçlü Akıntıları

Ormanda karşıma iki yol çıktı. Ben az kullanılanı tercih ettim.

Robert Lee Frost (1874-1963)

 

İnsanların çoğu, yaşam senaryolarının döngüleri içinde hayatlar yaşadıklarının farkında değillerdir. Çünkü kendilerini, hayatlarını ve dünyayı kendi bilişsel çarpıtmaları doğrultusunda algılamaktadır. İstem dışı olarak psikolojik oyunlar içindedirler. Âdeta bir akıntıya, kimi zaman da güçlü bir girdaba kapılmış gibidirler. Bu akıntının, insanın rutin içinde kaybolmasına, sorunlarını kanıksamasına ve çözümden her geçen gün uzaklaşmasına neden olan çekim alanları vardır. 

Hayatta kalmak için her şart ve ortama uyum sağlayabilen zihnimiz, Hedonik uyum sürecine girmiş ve yaşadığımız hayatı kanıksamamıza sebep olmuştur. 

Borçlar, taksitler, sürekli izlenen TV dizileri, girilen siyasi polemikler, futbol sohbetleri, bağımlılıklar, fanatiklik ve diğer birçok gündelik eylem ve sorun bu akıntının sessiz ama güçlü dalgalarıdır. Bunlar zihnin meşgul edilmesine sebep olan ve insanın kendisini fark etmesinin önüne geçen şeylerdir. Sonuçta akıntı sizi er ya da geç “Böyle gelmiş böyle gider.” denizine ulaştıracaktır. Bolca şikâyetin olduğu ama yapılacak bir şeyin olmadığının düşünüldüğü uçsuz bucaksız bir okyanustur bu. Kendinizi, kendi güçlerinizi, arzularınızı, yaşadığınız hayatı ve aslında yaşamak istediklerinizi fark edemez olursunuz. Akıntıya kapılmak, yaşam kurgusuna boyun eğilmiş bir hayat sürmeye sebep olur. 

Akıntıdan kurtulmak için öncelikle akıntıyı fark etmeniz gerekir. Net, kesin ve ölçülebilir bir amacınızın olması ve zamanınızı etkili ve verimli şekilde yapılandırmanız, akıntıya kapılmanızın önüne geçer. Zihninizin, amacınız dışındaki ara sokaklara sapmasına, zinde kalmasına ve farkındalık düzeyinizin artmasına da yardımcı olur. O zaman yaşam nehri sizi istediği yere sürükleyemez. Ama siz, nehrin akıntısına sırtınızı verip, kendi istediğiniz yere ulaşırsınız. 

Bunun için ruhunuzu, kalbinizi ve bedeninizi dengeli şekilde beslemeye zaman ayırın. Size farklı bakış açıları kazandıracak kitaplar okuyun, zamanınıza farklı etkinliklerle çeşitlilik katın, kendi kişisel gelişiminize önem verin, spor yapın. Ancak size iyi geldiğini düşündüğünüz bir şeyi çok sıklıkla uzun zaman yapıp rutin hâline getirmek, bu sefer de o şeyin akıntısına kapılmanıza sebep olacaktır. 

Yine de içinde bulunduğunuz akıntıları fark etmenin ve akıntıdan kurtulmanın en kesin ve etkili yöntemi insanın kendi kendisine koçluk yapması veya koçluk almasıdır. Koçluk sürecinde olay ve durumları Yetişkin benliğinizle değerlendirirsiniz ve sorunlara çözüm arayışı sürecine girmiş olursunuz. Süreçte yaşayacağınız farkındalıklar, aydınlanma kapılarını ardına kadar açacak, kendi yaşamınızın sorumluluğunu üstlenip sizi bir adım ileri taşıyacak adımları atacak bilinç ve farkındalıkları elde etmiş olursunuz. 

Bu beraberinde yapabileceğinize, değişime olan inancı da size getirecektir. Burası, yani “Yapabileceğine inanmak”, kazanan insanların başlangıç noktasıdır.

BASINDA UYUM ANAHTARI

Kaynak: mektupedebiyatdergisi.com

Kaynak: haber7.com

haberler.com

Twitter: @IsKitaplari

Twitter: @IsKitaplari

Kaynak: hurriyet.com.tr

Kaynak: Pazar gazetesi

Kaynak: haberlercomresmi instagram

Kaynak: iskulubu.com

Kaynak: sozcu.com.tr

Kaynak: yenisafak.com